Pandemiyle birlikte ivme kazanan uzaktan ve hibrit çalışma modelleri, artık geçici bir zorunluluk değil, çalışanların kalıcı beklentileri arasında yerini aldı. Edenred Türkiye’nin LinkedIn üzerinden yürüttüğü son anket çalışması, bu dönüşümün boyutlarını net biçimde ortaya koyarken, iş dünyasının geleceğine dair önemli mesajlar da veriyor.
Anket sonuçlarına göre katılımcıların yalnızca %4’ü ofiste çalışmayı ideal model olarak tanımlarken, %49’u hibrit, %32’si ise tamamen uzaktan çalışmayı tercih ediyor. Bu veriler, çalışanların kontrol sahibi olduğu ve esneklik içeren modelleri benimsediğini açıkça gösteriyor. Dahası, katılımcıların %15’i “İyi bir ekiple her yerde çalışabilirim” diyor; bu da ekip ruhu ve güven ortamının fiziksel mekândan daha önemli hâle geldiğini kanıtlıyor.
Bu tablo, işverenler için net bir mesaj barındırıyor: Esneklik artık bir lüks değil, çalışanların temel beklentisi olmuş durumda. Ayrıca katı mesai anlayışı ve zorunlu ofis politikaları, yetenekleri elde tutmada giderek daha etkisiz bir yöntem hâline geliyor.
Ankete katılanların %68’i bir şirketi cazip kılan unsur olarak rekabetçi maaş ve yan hakları öne çıkarırken, %19’u şirket kültürü ve değerleri, %12’si ise iyi liderlik cevabını vermiş. Bu oranlar, maddi tatminin hâlâ en güçlü çekim unsuru olduğunu gösterse de, çalışan bağlılığının sürdürülebilirliği için kurumsal değerlerin ve liderliğin rolü göz ardı edilemez. Tatminkar maaşla başlayan çekiciliği şirket kültürüyle destekleyen şirketler çalışan bağlılığını kalıcı hale getirebilecekler.
Şirketler için bu noktada önemli bir denge gerekiyor; Adil ücret politikaları ile güçlü bir kurum kültürü el ele gitmeli. Sadece yüksek maaş sunmak, çalışanı elde tutmaya yetmiyor; anlamlı bir iş ortamı, adil liderlik ve güven duygusu en az maddiyat kadar belirleyici oluyor.
“İş yerinize olan bağlılığınızı en çok hangi faktör güçlendiriyor?” sorusuna %63 oranında verilen yanıt: “Takdir edilmek ve değer görmek” olmuş. Bu sonuç, çalışanlar için yalnızca maaş değil, insani bir ihtiyaç olan aidiyet ve saygının en az o kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.
Bu bağlamda işverenlerin atması gereken adımlar arasında, sadece başarıyı değil çabayı ve katılımı da görünür kılan, takdirin süreklilik kazandığı bir kurum iklimi yaratmak yer alıyor. Takdir kültürü, sadakati besleyen, motivasyonu artıran ve çalışan devir hızını düşüren etkili bir araç. Kısaca “Takdir” bağlılığın anahtarı.
Katılımcıların mesleki hedefleri de yeni bir paradigmayı yansıtıyor: %40’ı iş-yaşam dengesi, %35’i yeni beceriler edinmek, %20’si ise yurt dışı deneyimi kazanmak istiyor. Bu veriler, kariyer yolculuğunun artık sadece “yükselmek” değil, dengede olmak, gelişmek ve deneyim kazanmak üzerine kurulduğunu gösteriyor.
Bu dönüşüm, İK politikalarında da bir değişim gerektiriyor:
- Esnek çalışma saatleri,
- Sürekli öğrenmeye yatırım yapan programlar,
- Uluslararası deneyimlere kapı aralayan fırsatlar,
- Takdiri kültür haline getiren yöneticiler,
Bu değişimleri adapte eden kurumlar hem daha çekici hem de daha çağdaş bir konuma gelecektir.
Edenred Türkiye’nin anketi, iş dünyasına basit ama çarpıcı bir gerçeği hatırlatıyor: Çalışma hayatı değişti ve bu değişimi kabul etmeyen kurumlar, yeteneklerini elde tutmakta zorlanacak.
Bugünün çalışanı, fiziksel ofisten çok anlamlı ilişkiler, yüksek maaştan çok takdir ve gelişim, geleneksel terfiden çok yaşam dengesi istiyor. Bu talepleri karşılayan şirketler sadece yetenekleri çekmekle kalmayacak, aynı zamanda onları uzun vadeli bağlılıkla yanında tutabilecek.
Yani artık mesele, çalışanları işe almak değil; onları gerçekten anlamak ve değer vermek gerekiyor. Bu değişime ayak uyduramayan kurumlar maalesef yeteneklerini elde tutamayacaktır.